29 Mayıs 2011
Mayıs 2011 Bursa Yaş Grupları UKD Turnuvası
Mayıs 2011 Bursa Yaş Grupları UKD Turnuvası, Korupark AVM'de yapıldı. 7-14 Yaş grupları oyuncuların katıldığı turnuva 28-29 Mayıs 2011 Tarihinde 5 Tur İsviçre sistemiyle yapıldı.
12-14 Yaş
1.Tur 2.Tur 3.tur 4.Tur 5.Tur
Sıralama
11 Yaş
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur
Sıralama
10 Yaş
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur
Sıralama
9 Yaş
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur
Sıralama
FOTOĞRAFLAR
16 Mayıs 2011
2011 Avrupa Kadınlar Satranç Şampiyonası
2011 Avrupa Kadınlar Satranç Şampiyonası, 7-18 Mayıs 2011 Tiflis Gürcistan'da Yapıldı: İlk üç derceyi aşağıdaki oyuncular elde etti:
1. Viktorya Kimilte Litvanya
2. Antonetta Stefanova Bulgaristan
3. Elina Danielyan Ermenistan
Resmi Site
Son Sıralama
ChessBase'in Haberi
ChessBase'in Haberi2
15 Mayıs 2011
Batuhan Daştan Krakov'da Dünya Şampiyonu oldu

Batuhan Daştan Polonya'nın Krakov şehrinde yapılan Dünya Okullar Satranç Şampiyonasında 15 Yaş Genelde Dünya birincisi oldu. 9 Tur İsviçre sistemiyle yapılan turnuva sonucunda 8 puanla birinci olan Batuhan Daştan'ı kutlarız. Aynı turnuvada 11 Yaş Genelde de Bahadır Özen 8 puanla Dünya birincisi olmuştur, kutlarız.
15 Genel Son Sıralama
11 Genel son Sıralama
25 Nisan 2011
23 Nisan Çocuk Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Turnuvası
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Turnuvası 88 sporcumuzun katılımı ile Korupark Satranç Merkezinde yapıldı.
Son Sıralama
Çapraz Tablo
Son Sıralama
Çapraz Tablo
22 Nisan 2011
Nisan 2011 Bursa Açık Satranç Turnuvası

Ödüllü Bursa Nisan 2011 Açık Satranç Turnuvası, 15-17 Nisan 2011 tarihlerindeki Turnuva Korupark'ta yapıldı.
Resmi Site
Son Sıralama
2011 Rusya Satranç Takım Şampiyonası
Turnuva Sonuçları
Erkekler
Kadınlar
Resmi Site
ChessBase'in haberi
Fotoğraflar
Dünya Görme Engelliler Satranç Şampiyonası
Son sıralama
Çapraz Tablo
TSF'nin Haberi
2011 Hava Kuvvetleri Komutanlığı Satranç Birinciliği
2011 Hava Kuvvetleri Komutanlığı Satranç Birinciliği Ankara'da yapıldı. 7 tur İsviçre sistemiyle yapılan turnuva sonunda sıralama aşağıdaki gibi gerçekleşti:
Son Sıralama
Çapraz Tablo
Son Sıralama
Çapraz Tablo
Ege Çelik Bursa Okullar arası Küçükler Satranç İl Birincisi oldu
Merinos Atatürk KKM'de 4-7 Nisan 2011 tarihinde 8 tur İsviçre sistemiyle yapılan Bursa Okullar arası Satranç Küçükler İl Birinciliğinde, NİSEM'İN oyuncusu EGE ÇELİK yedi galibiyet, bir beraberlik alarak 7.5 puanla birinci oldu. Kendisini kutlar, başarılarının devamını dileriz.
2010-2011 Bursa Okullar arası Küçükler Satranç Birinciliği
Belediyenin Haberi
Fotoğraflar
2011 Avrupa Bireysel Satranç Şampiyonası, Aix Les Bains, FRA
Resmi site
Son Sıralama
Oyuncularımızın sonuçları
ChessBase'in haberi
Nevzat Süer (1925-1987)
İSD'nin Yazısı
27 Şubat 2011
25 Şubat 2011
Bursa Şubat 2011 Açık Satranç Turnuvası, Korupark, Bursa
Bursa Şubat 2011 Açık Turnuvası, 101 oyuncunun katılımıyla Korupark Satranç Merkezinde 25-27 Şubat 2011 tarihinde yapıldı.
Resmi Site
7 Tur İsviçre sistemiyle yapılan turnuva sonunda sıralama şu şekilde gerçekleşti:
Son Sıralama
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur 6.Tur 7.Tur
Fotoğraflar
Resmi Site
7 Tur İsviçre sistemiyle yapılan turnuva sonunda sıralama şu şekilde gerçekleşti:
Son Sıralama
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur 6.Tur 7.Tur
Fotoğraflar
19 Şubat 2011
Satranç ve Ruh
Satrançta insan zekası şartlı refleks veya alışkanlıkla açıklanmayacak bir özellik gösterir: yaratıcılık. Büyük satranççıların, çok satranç oynamak sonucu, bir çeşit otomatizm kazandığı ileri sürülmüştür. Büyük satranççı değişik satranç pozisyonlarına şartlanmıştır ve fazla düşünmeden en uygun hamleyi bulur; bir diğer deyişle oynadığı yüzlerce oyunun izleri belleğinde kalmakta ve o bir kompüter gibi belleğine baş vurarak en uygun hamleyi bulmaktadır. Gerçi satrançta pratik yapman önemi yadsınamaz, ancak unutmamak gerekir ki, satrancı çok oynayan herkes büyük satranççı olamamaktadır; nitekim bir insan çok konuşmakla hatip, çok şiir okumakla şair, çok keman çalmakla besteci de olamaz. Büyük satranççı için satranç teorisi ve geçmiş oyunlarda kazanılmış deneyimler elbette gereklidir; fakat bunlar yetmez Bir mucide de çalıştığı alandaki teorik bilgiler gereklidir, bir bestecinin elbette teorik müzik bilgisi olmalıdır, ancak bu teorik bilgiler “yaratıcılık” yolunu açmaz. Büyük satranççının hamlelerinde icada, keşfe, resim, heykel, ve beste yapışa, şiir, roman vb. yazışa benzeyen bir yaratıcılık vardır. Bütün yaratıcılarda ortak olan yön, geniş bir hayal gücü sayesinde gizli kalmış olanakları bulup çıkartmak ve bu yolla dünyayı değiştirmektir. Bir bilim adamının bir laboratuarı ve yeteneği bulunur, yapacağı keşif büyük ölçüde bu iki öğeye bağlıdır. Benzer olarak satranççının önünde pozisyon ve ruhunda yetenek vardır; en iyi hamleyi (veya satrancın şiiri denilen hamleyi) başlıca bu iki faktör belirleyecektir. Diğer faktörler, örneğin katılımla kazanılmış kişilik, duygular, tecrübe ve çevre de tabii rol oynar. Fakat bilim ve sanat alanında da görüldüğü gibi, büyük satranççılar diğer faktörler kendilerine karşı olduğu zaman bile, özel yetenekleri sayesinde turnuvaları kazanabilir.
Curielerin kötü laboratuarlarla, Bethooven’in kulakları ile savaştığı gibi, gerçek satranççılar da bir kere oyuna başladılar mı hiçbir şeyden etkilenmezler. Tabii gürültü hariç. Tüm dünyada satranç turnuvaları büyük bir sessizlik içinde yapılır. Seyirci turnuva salonuna alınmaz ve oyunları, binanın dışına asılmış büyük manyetik panolardan izler. Satrançta yenilginin tek sorumlusu oyuncunun kendisidir; kazandığında tek kahraman kendisi olduğu gibi. Satranç tek kişilerin yönettiği ordular arasında bir savaştır. Oyunun başında her iki tarafta eşit şansa sahiptir ve elinin altındaki kuvvetin başkomutanı durumundadır. Karşı tarafın yapması olası pek çok hamle vardır, fakat gerçek savaşta olduğu gibi her olasılığı değil, en olası olasılığı düşünerek hareket etmek gerekir. Çünkü zaten bütün olasılıkların sayısı düşünemeyeceğiniz kadar büyüktür.
SATRANÇTA VİZYON
Satrançta en önemli beyin aktivitesi “vizyon denen şeydir. Vizyon’un kelime anlamı “görme” demekse de, burada anlatılmak istenilen yalnız göz ile değil, hem göz hem de beyin ile görebilmektir. Vizyonu şöyle tanımlayabiliriz: Vizyon bir satranççının kendini zorlamadan, tahta üzerinde mevcut gizli olanakları sezebilme gücüdür. Satranççı dışardan pasif ve sakin görülür. Fakat o karanlıkta ışık yaratmaya çalışmaktadır; onun sakinliği girdapların ortasındak sakinlik gibidir. Vizyon, satranç tahtasının dilini “anlamak” yeteneğidir. Satranç tahtası ve üzerindeki taşlar bir kitap gibidir; her hamle ile bir sayfa çevrilmiş gibi olur. Türkçe bilmeyen nasıl bir Türkçe kitabı okuyamazsa, vizyonu olmayan da satranç tahtasını okuyup anlayamaz. Satranca yeni başlayanlar, ilkokul çocuğunun kitap okuması gibi oynarlar. İlkokul öğrencisi kolay sözcükleri okur ve anlar, güç sözcükleri ise ne kullanır, ne de anlar; hele soyut ve karmaşık sözcükleri hiç anlamaz. Benzer olarak satranca yeni başlayanlar, ancak basit hamleleri anlar; açmaz, çatal, kolay, matlar gibi. Taş aldırtmayan veya şah dedirtmeyen sessiz bir hamlenin ne kadar önemli olabileceğini kavrayamaz.Ancak bir iki hamle ötede olanı görebilir, karmaşık ve uzak olanı anlayamazlar. Bir diğer deyişle, satranca yeni başlayanlar, zaman içinde miyop gibidirler; uzak zamanları görmeler. Ancak yakın geleceğin farkındadırlar, açık bir tehdidi anlar, fakat gizli tehditleri göremezler. Nasıl ki, yıllar geçtikçe ilkokul öğrencisi daha karmaşık kitapları anlar hale geliyorsa, satranççı da zamanla karşısındakinin stratejisini, taktiğini, masum görünen hamlelerin gerisindeki tehditleri anlamaya başlar.
İyi eğitim görmüş bir insan, örneğin bilim felsefesi üzerindeki bir kitabı kolayca okuyup anlatabilir, hatta bununlada kalmaz, okuduğunu eleştirir, hayalini çalıştırarak okuduklarından yeni düşünceler geliştirir. Yaratıcı okuyuşun pasif okuyuştan farkı budur. Yaratıcı okuyuşta yalnız yazarın söylemek istediklerni anlamakla kalmaz, kendiniz de o kitaba dayanarak yeni düşünceler ve kavramlar geliştirirsiniz. Satrançtaki yaratıcılıkta buna benzer; usta satrançcı tahtayı okur, pozisyonu bir bütün olarak değerlendirir ve sonra sıradan bir oyuncunun asla düşünemeyeceği bir hamle yapar.Usta satrançcı satranç tahtasında başkalarının görmediğini görür, yani “vizyon” u kuvvetlidir.
Vizyon doğuştan kazanılmış bir yetenektir. Hiç kimseye vizyon öğretilmez; bir insana icat yapmak, şiir yazmak, beste yapmak öğretilemeyeceği gibi. O halde satrançta öğretimin rolü nedir? Bunu bir örnekle belirtelim: Bir satranç okulunda devam eden N sayıda kişi olsun. Bunlardan ancak birkaçı büyük satranç ustası olabilecektir; oysa hepsi aynı dersleri görmüştür. O halde diyebiliriz ki, satranç eğitimi ancak doğuştan vizyon yeteneği olanlarda iyi sonuç verir. Vizyon, eğitim ve teori sayesinde ustalığa dönüşür. Vizyonu olmayanlar satranç eğitimi ile vizyon kazanamazlar,ancak satrancı daha iyi anlar hale gelirler; nasıl ki müzik eğitimi ile besteci yaratılmaz ise de müziği daha iyi anlayan kişiler yetiştirilebilir. Satranç eğitim bir insana vizyon veremezse de, vizyonun ortaya çıkmasını sağlar. Satranç kurallarını öğrenmek ve teoriyi geliştirmek elbet gereklidir; fakat kurallar vizyon yaratmaz. Nitekim bir insana yağlı boyalar ve tuval vermek, o insan iyi resim yapabilmesini sağlayamaz; ancak resim yeteneği olanlar bu tuval ve boyalardan ünlü tablolar yaratmıştır. Satranç kurallarını öğrenenler arasında da ancak vizyon yeteneği bulunanlar, usta satrançcı olacaktır. Satranç tahtası, satranç taşları ve kurallar vizyonun hangi sınırları içinde kullanılacağını belirler, bu sınırlar içinde vizyon özgürdür. Vizyonun esası şu cümlede gizlidir: SATRANÇ TAHTASINI BAZILARI DİĞERLERİNDEN DAHA FARKLI GÖRÜRLER. Usta olmayan satrançcı, sırları dökülmüş bir aynaya bakar gibidir: Oyunun bütününü değil kırık parçaları görür; zihnini zorlayarak bu parçaları bütünleştirmeye çalışır ve bu sırada çok yorulur. Vizyonu olan bir usta ise, bir bakışta bir seri hamle veya manevrayı bir anda bir bütün olarak görür; mükemmel bir aynada oyunun tümünü görür gibidir. Vizyon, fotografik bellekle yakından ilgilidir; bütün büyük satranç ustaları, gözlerini kapadıkları zaman bile satranç tahtası ve taşlarını gözlerinin önünde görmeye devam ederler. Bu sayede gözleri bağlı satranç oynayabilirler. Bu durum, insana şair Schiller’i hatırlatmaktadır: Bir çoban, Schiller’e aralarında fark olmadığını söyler. Schiller, ay ışıklı bir gecede gözlerini kapamasını söyler ve sonra Ay’ı görüp görmediğini sorar. Çoban “tabii ki hayır” der ve o zaman Schiller şu yanıtı verir: “Bak, ben de gözlerimi kapadım. Ama ben şimdi Ay’ı eskisinden daha iyi görüyorum. İşte aramızdaki fark…” Bütün büyük satrançcılar, oynadıkları bu oyunu aylar sonra bile baştan sona ezbere tekrar edebilirler.
SATRANÇTA ASIL RAKİP
Fakat en usta satranç oyuncuları bile oyuna konsantre olmak için devamlı bir çaba harcarlar, bu çaba çoğu kez bilinçaltıdır. Satrançta vizyon bir amaç değil, araçtır. Oyunun amacı belli bir süre içinde bir savaş vererek hasmını yenmektir; yani vizyonlar elde edilen bilgiler yengiye dönüştürülmelidir. Acaba satrançcının savaşı yalnız hasmına mı karşıdır? Hayır, satrançta her beyin kendi olanaklarının sınırlı oluşuna karşı da bir savaş vermektedir; kendi olanaklarının sınırını aşmak istemektedir. Satrançcı gerçekte daima kendisine karşı oynamaktadır. Gerçek bir bilim adamı da en başka kendisi ile savaşır. Pasteur “Gerçekten birşey keşfetmek istiyorsanız, kendi kendinizin acımasız bir eleştiricisi olunuz” derken bunu kastediyordu. Satranç tahtasında olasılıkların sayısı çok fazladır; satrançcı bu olasılıkların tümünü kavrayamadığı zaman hata söz konusudur. Olasılıkların tümünü en büyük ustalar bile zaman zaman kavrayamaz ve hata yapar. Ancak bir büyük ustanın hatalı bulduğu bir hamlenin neden hatalı olduğunu usta olmayan anlayamaz; yani büyük ustaların hataları pratik olmaktan çok teorik açıdan hatadır. Büyük ustalar, teorik açıdan bazı ihmaller yapabilirler, bunları aslında hata saymamak gerekir. Fakat ne kadar usta olursa olsun, her satrançcı zaman zaman yanıldığının bilincindedir ve bu bakımdan daha çok görmeye, vizyonunu geliştirmeye uğraşır. En büyük satrançcılar bile bazen inanılmaz hatalar yaparlar; buna “satrançcı körlüğü” denmektedir.
Demek ki, oyunun başından itibaren satrançcı daima bir şeye bakar, birşey arar ve birşey görür. Hamlelerle eşzaman olarak hatırlar, mantığını çalıştırır ve nadiren hesaplar. Bu sırada dağima ileri derecede konsantrasyon halindedir ve sezişlere (inüisyon) açıktır. Satrançcı sürekli olarak olanakları ve bunların sonuçlarını analiz eder, olayları ve karşı olayları yargılar. Satrançta esrarengiz hiçbir şey yoktur. Normal bir insan aklı satrancın bütün hamlelerini anlayabilir, ancak her insan o hamleleri bulamaz, tıpkı şiiri anlayıp da yazamamak gibi. Satranç ustaları daha güçlü konsantrasyon yaparlar, beyinleri daha yoğun ve daha berrak çalışır.
SATRANÇ VE MATEMATİK
Satranç ve matematik farklı metotlar kullanır. Satrançta hesaplamanın yeri varsa da azdır, bazı oyun sonlarında basit hesaplamalar gerekebilir. Matematik, damada daha çok kullanılır. Matematik, genellikle belli formüllerin mekanik kullanılmasıdır. Elde ana bir formül vardır; tümdengelim (dedüksiyon) metodu kullanarak problemler bu formüle göre çözülür. Rölativite teorisi gibi hayale yer veren matematik dalları istisnadır. Satranç ise geniş ölçüde hayal gücüne dayanır; hayal ise kendi yolunu kendi çizer. Matematik mantığını raylar üstünde giden bir trene benzetirsek, satranç hayal kanatlarını çırpan bir kartaldır ve işte vizyon, herkesin göremediğini gören bir kartal gözüdür. Hayal gücü genişletilebilir; başka oyuncuların usta manevralarını analiz eden satrançcıda vizyon genişler, analog fikirler belirir, olanakları sezme hızı atar. Matematikteki teoremler, formüller vb. trafik işaretleri gibidir. Satrancın sonsuz göklerinde uçan kartal içinse hiçbir yol işareti yoktur; çünkü hayal göklerinde bir yol çizmek olanaksızdır. Satranç kurallarını ve oyunlarını beyne “depolamak”, insanı büyük satrançcı yapmaz, dünyanın bütün şiirlerini ezberleyen birinin şair olamayışı gibi. Satrançcının diğer oyuncuların oyunlarını analiz edişinin nedeni, onlardan “etkilenmek”tir; o oyunların aynen uygulanmasına zaten olanak yoktur. İnsan şiir okumakla şair, müzik dinlemekle besteci olamaz; ama bir şair diğer şairleri de okumalı, bir besteci diğer bestecileri de dinlemelidir. Başka “yaratış” olaylarını inceleyen insanın yaratış gücü artar.
Eski bir Yunan filozofu “bilgi insanı akıllı kılmaz” demişti. Burada anlatılmak istenen şuydu: Bilgi bellekte pasif olarak depolanır; bellek akıl demek değildir; o halde bilgi aklı geliştirmez. Böyle pasif depo edilmiş bilgi bir işe yaramaz; çünkü depolanmış bilgiyi hayata geçirecek olan şey akıldır. Örneğin bütün tıp kitaplarını ezberlemiş bir doktor, aklı çalışmıyorsa doğru teşhis yapamaz. Benzer olarak satranç kurallarını ve oyunlarını ezberlemek insanı mutlaka iyi satrançcı yapmaz; buna vizyon yeteneği de eklenirse usta satrançcı doğar. Bilimde,sanatta ve satrançta eğitim ve öğretim, ancak yetenekli olanların yeterliliğini ortaya koymaya ve geliştirmeye yarar; bilgi yeteneğin, sezişin ve ilhamın yerini alamaz ve onları yaratamaz.
Satrançta yeteneği benin herhangi bir melekesine bağlanamamaktadır. Örneğin hayalin satrançta yeri varsa da satranç yeteneği yalnız hayal gücüne bağlanamaz; büyük yazarlarda veya büyük mucitlerde de hayal gücü geniştirir; fakat, bunlar her zaman en iyi satrançcılar olamamıştır. Tabiî bunda satranca yeterince zaman ayıramayışları da rol oynar. Mantığın satrançta yeri varsa da satranç yalnız mantık da değildir; çünkü yöntemleri yalnız mantığın geçerli olduğu matematikten farklıdır Satranç tahtasında başkalarının göremediğini görmek yeteneğinin, yani vizyonun, beynin hangi melekelerine bağlı olduğu kesin değildir. Belki de bunda mantık (yargı), hayalgücü ve fotoğrafa benzeyen bir bellek (ki satranç tahtası ve figürlerinin birçok hamle sonra bile göz önünde canlandırılabilmesini sağlamaktadır) ve diğer bilinmeyen melekeler birlikte ol oynamaktadır. Portiş ve Koltanowski gibi 30-40 kişi ile gözü bağlı simültane (eşzaman) maç yapanların varlığı, fotoğrafik belleğin önemini göstermektedir. Bir satranç ustası oynadığı bir oyunu hiçbir yere yazmadan aynen oynayabilir; herhangi bir hamledeki pozisyonu hemen aklından dizebilir.
SATRANÇ YETENEĞİ
Satranç yeteneğinin kalıtsal olduğuna dair hiçbir bulgu yoktur. Satranç yeteneği diğer yetenekleri engellemez. Büyük satrançcılar çeşitli diğer alanlarda da yetenek göstermişlerdir: Philidor müzisyendi; Staunton Şekspir araştırmaları yapmıştır. Tarrasch iyi bir doktor, Vidmar ve Botvinnik başarılı mühendislerdi. Lasker ve Euewe matematikçi, Karpov ekonomistti. Fakat her büyük satrançcının önde gelen uğraşı satranç olmuştur.
Satranca erken yaşta başlamak tavsiye edilmektedir; çünkü böylece o insan oyununu ilerletmek için daha uzun bir süreden yararlanacaktır. Kübalı şampiyon Capablanca ve satranç büyük ustalarından Rechevski, 5 yaşındayken büyük usta düzeyine erişmişlerdi. Ancak büyük satrançcıların bir bölümü, İngiliz Burn ve Yates gibi, satranca ileri yaşlarda başlamıştır . Bugün için neden bazı insanların daha iyi satranç oynadıkları bir sırdır. Bir tıp adamı hastadan elde ettiği bulguları teorik ve pratik bilgilerin ışığında analiz eder; “ayırıcı teşhis” adı altında çeşitli olasılıkları düşünür ve bunlardan birini en olası görerek seçer; buna teşhis denir. Satranç adamı ise benzer olarak satranç tahtasından elde ettiği bulguları, teorik ve pratik bilgilerinin ışığında analiz eder, çeşitli olasılıkları kıyaslar ve kendi için en iyi olasılığı seçer; bunun adı hamledir. Tıpta “hastalık yok, hastalık var” belgesi, bir hastalığın her hastada kendine özgü olduğunu vurgular. İyi bir doktor hastalığın esaslarını bilmekle birlikte, daima istisnaî (tıp dilinde atipik) olgulara rastlayabileceğini bilendir, örneğin hepatit hastalığı karaciğerin viral iltihabı olup genellikle sarılık yapar; fakat bazı hastalarda bilgi ve kuralları gözden geçirirken istisnalara açıktır. Satranç ustası da satrancın genel kurallarını iyi bilir; fakat bunları körü körüne uygulamaz, hamleyi satranç tahtası belirler, kurallar değil; pozisyon öyle gerektiriyorsa önemli bir satranç kuralı çiğnenebilir. Örneğin vezir oyun başında hemen ortaya çıkmamalıdır; fakat hasmın bir hatasından yararlanmak için bu kural çiğnenebilir. Bu bakımdan da satranç matematikten çok farklıdır; matematik kuralları istisnasız geçerlidir. Matematikle satrancın farklı olduğunun en iyi kanıtı da şudur: Bilgisayarlar, gerekli programlamadan sonra satranç oynayabilir; her pozisyonu analiz ederek o pozisyona en uygun hamleyi yapar. Fakat bilgisayar “plan” yapamaz; yeni strateji ve taktikten yoksundur; oysa satranç ustası bir plana göre oynar. Bilgisayar, tek tek en iyi hamleleri yapar; o hamleleri bir plan dahilinde birbirine bağlayamaz. Bir diğer deyişle bilgisayar, “kombinezon” yapamaz (satranç dilinde kombinezon birbirini izleyen seri dahiyane hamledir).
Satrançta bu kadar önemli olan konsantrasyon yeteneği, irade gücünü kullanarak, dimağı veriler üzerinde yoğunlaştırmak demektir. Usta satrançcı bütün olasılıkları inceleyen adam değildir; uzak olasılıkları derhal ekarte ederek yakın olasılıkları üzerinde durandır. Satrançcının dimağ projektörü, tahta üzerinde yalnız önemli figür ve olasılıkları aydınlatır; “önemsiz” olan her şey karanlıkta kalır.
Satranç maçlarının hepsinde kombinezonların yer aldığı sanılmamalıdır; aksine maçların çoğu “sessiz” dir. Bu gibi maçlarda “mantıksal” veya “sağduyu” hamleleri yer alır: Bir taşa hücum var mı ve öyleyse taş nasıl korunur, gerideki taşları ileri almak (developmant), belli yönlere kuvvet yığmak, zayıf noktaları kuvvetlendirmek, piyon durumunu düzeltmek, karşı tarafın piyon ilerleyişini durdurmak veya kuvvetli bir taşı yandan korumak. Kombinezonlar satranca serüven ve heyecan geitirir; fakat tabiî ki herkes kombinezon yapamaz. Lasker, Nimzoviç ve hatta Capablanca, “mantıksal” oyundan yana idiler; vizyondan çok sağduyu ve tekniğin üstünlüğü üstünde duruyorlardı. Ne var ki, satranç ustalarının sağduyu, mantık, teknik dedikleri şeylerin hepsi kendi vizyonlarından kaynaklanmaktadır ve sağduyuyu savunan satrançcılar da birçok kere kombinezon serüvenine atılmışlardır. Satrançta hesaplı bir “risk” çoğu kez göze alınır. Ancak oyun sonlarında kombinezona ve riske yer yoktur;oyun onları kesin ve hesaplı hamleler gerektirir.
STRATEJİ VE TAKTİK
Satrançta yıldırımlar, çok nadiren berrak bir gökten düşer. Yıldırımdan önce kocaman fırtına bulutları hissedilir. Daha açık söylersek, bir oyuncu satrançta felakete uğramadan önce zorlanmaya başladığını hisseder (Aslında hayatta da böyledir). Strateji, bir oyuncunun savaş alanını kendi seçmesi ve hazırlaması çabalarıdır. Savaşın hamleleri ise taktiği oluşturur. Gerek teori, gerekse pratikte strateji, taktik analizden ayırt edilemez. Taktik geçici pozisyonları, strateji nispeten kalıcı pozisyonları temsil eder. Taktik kısa, strateji uzun vadeli planlara bağlıdır. Taktik, yapılması zorunlu hamlelere karşılıktır; hiçbir zorunlu hamle yokken yapılan ise strateji ile ilgilidir. Piyon yapısı kalıcı olduğundan stratejinin bir parçasını oluşturur. Örneğin taktik nedenlerle (tehlikedeki bir taşı korumak gibi) bir piyon ileri sürebilir; fakat bu hamle bir geri piyon bırakıyorsa, bu stratejik bir zayıflık yaratacaktır; o zaman taktik yararla stratejik zarar tartılmalı ve ikisi arasında bir tercih yapılmalıdır.
Genellikle pozisyonu kuvvetlendirmek için yapılan hamleler stratejiktir: Önemli karelerin (örneğin merkezdekii 4 karenin) işgali veya uzaktan kontrolü, piyon yapısının kontrolü (geri piyon, izole piyon ve duble piyondan kaçınmak ve vezir kanadına piyon azınlığına düşmemek), küçük rok yapmış şahın önündeki 3 piyonun aynı sırada tutulması, fillerin uzun diagonalleri, kalelerin açık (piyonsuz) vertikalleri (sütunları) tutuşu, atın veya diğer bir figürün saldırıdan uzak bir kareye yerleştirilmesi, temponun ele geçirilmesi gibi kararlar stratejiktir. Savunan taraf hatları kapayacak, saldıran taraf ise hatları açacak bir strateji izler. Savaşta olduğu gibi, hareket(manevra) olanakları daha fazla olan taraf üstündür.
HATA ÇEŞİTLERİ: Alekhin’in şöyle bir sözü vardır: “Hiçbir satrançcı, hasmı ona fırsat vermedikçe oyunu kazanamaz.” Hatalar çeşitlidir: Bazı şeyler gözden kaçar,örneğin bir saldırı görülmeyebilir. Tutkulu oyuncular kendi kendilerini mağlup ettirebilir: Çok fazla şey yapmak isterken açık verebilir. Normal olarak satranç ustaları oyun sırasında yaptıkları bir veya iki taktik hata sonucu oyunu kaybederler; hasımları daha az hata yapmıştır. Oyunda ergeç kritik bir an gelip çatar. İyi oyuncular kritik anın yaklaştığını sezebilir. Kritik anda olasılıklar artar, bunlara opak (saydam olmayan) pozisyon da denir; çünkü görmek zorlaşmıştır. Kritik anda durumu tehlikede olan oyuncu, üç çeşit hata yapabilir: Hayal gücü zayıflığı, mental pasifik ve durumu açıkca analiz edemeyiş (aklın karışması veya konfüzyon). Zayıf oyuncularda daha çok konfüzyon görülür. Oyun sırasındaki yorgunluk ve endüşeler de oyunculara hata yaptırır.
SATRANCIN TARİHÇESİ
Satranç, 1400 yıl kadar önce Hindistan’da başladı. Sanskritçe’de bu oyun Şaturanga diye geçiyordu; bu sözcük “dört silah” anlamına geliyordu. O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu: Filler, savaş arabaları, suvari ve piyade (bugün fil, kale, at ve piyon diyoruz). İlginç olarak başlangıçta , şah ve vezir savaş güçlerinden sayılmıyordu. Şaturanga, Hindistan’dan İran’a geçti ve Arap orduları 1000 yıl kadar önce onu Avrupa’ya getirdi. Şaturanga önce şaturang ve sonra şah (Farsça kral) adını aldı. Araplar ise Şatranj ve al-şah-mat dediler. Türkçe satranç sözcüğü Arapça Şatranj’dan alındı. Mat, Farsça “ölü” anlamına gelmektedir.
Bu gün oynanan satranç, 16.yüzyılda başladı. Orta çağ sırasında Avrupalılar, İranlıların vezir dedikleri taşa kraliçe adını verdiler; bu taş hem cinsiyet değiştirmiş oldu, hem de oyundaki gücü çok artırıldı, belki de yüzyıllardır kadınlara verilmeyen medenî hakları böylece telafi etmek istemişlerdir. Al-şah-mat (şah’ın ölümü) sözcüğü garip bir paradokstur; çünkü şah asla ölmez, yani bir taş olarak alınıp oyun tahtası dışına çıkarılamaz. Şah oyun sırasında başı dimdik şöyle der: “Tamam, oyunu kazandın; fakat beni esir alamazsın, anlaşıldı mı?” Şah, ülkesi olan satranç tahtasını terketmeden, vatanı olan karelerde kıpırdayamaz hale gelince mat olmuş sayılır. Şah ölmemiş, esir düşmüştür. Ancak esaretin ölümden beter olduğu düşünülürse Mat(ölüm) terimi yerindedir.
SATRANÇ VE İHTİMALLER
Biriçte 4 oyuncunun her birine 13′er kupa, maça, sinek ve karo gelmesi olasılığı 9 x 1027 ‘ de 1′dir; fakat satrançtaki olasılıklar yanında bu sayı hiç kalır. Maurice Kraltchik, Matematik Eğlenceleri adlı kitabında bunu hesapladı. İlk 5 hamlede her iki tarafın 20 değişik hamle ve 6.-40. hamle arası 30 değişik hamle yapılabileceği kabul edilirse, 40 hamlelik bir satranç oyununun 25 x 10115 farklı biçimde oynanabileceği hesaplanmıştır. 27 hamlelik bir oyun ise 115 x 1075 farklı şekilde oynanabilir. Tabiî bu sayının içerisine bütün olası hamleler girer; yani iyi oyuncuların asla yapamayacağı akılsızca hamlelerde sayılmıştır; ancak unutulmamalıdır ki satrançta kötü oyuncuların sayısı iyi oyunculardan çok fazladır. Satrancın ilk 4 hamlesi (2 beyaz ve 2 siyah hamle) 197229 farklı şekilde oynanabilir; bu 72.000 farklı pozisyon demektir; bunların 16.556’sı piyon hamlelerinden doğar. İlk 4 hamlede siyah ve beyaz için toplam 228 milyar olanak vardır. Bir siyah şaha karşı maksimum 3 beyaz taşın satranç kurallarına uygun diziliş sayılarını görelim
e1′de duran bir şah e8′e 7 hamlede ulaşmak isterse 393, 8 hamlede ulaşmak isterse 5704 olasılık vardır.
SATRANÇTA ZAMAN SINIRLAMASI
Satranç oyununun belli bir sürede bitirilmesi zorunluluğu 100 yıl kadar önce başlatıldı; bundan önce yapılan turnuvalarda oyuncu istediği kadar düşünebilirdi. Bugün böyle bir kısıtlama getirilmese idi, satranç oyunları kaplumbağa hızı ile yürürdü; çünkü her hamleden önce usta oyuncular uzun uzun analizler yapmak isteyecek, o zaman ajurne (yarıda kalmış) maçlar ancak yıllar sonra bitebilecekti. Zaman, önce kum saati, daha sonra kronometre ve en son satranç saati ile ölçülmeye başlandı. Genellikle 2,5 saatte 40 hamle yapmayan oyuncu, oyunu kaybetmiş sayılır. Hızlı turnuvalarda hakem her 10 saniyede bir gonga vurur, gong çalınca sıra kimde ise o oynamak zorundadır. Blitz (yıldırım) debeb oyun şeklinde ise oyunculara düşünmek için hiç zaman bırakılmaz, oyun en geç 1 dakikada biter; bu tip oyunu en usta satrançcılar oynamaktadır.
Selçuk Alsan
Bilim ve Teknik 1992
Bu yazı 1992'de Selçuk Alsan tarafından yazılmış, Bilim ve Teknik Dergisinde yayımlanmıştır.
Yazı, Sibel Atasoy'un Blogundan alınmıştır.
Curielerin kötü laboratuarlarla, Bethooven’in kulakları ile savaştığı gibi, gerçek satranççılar da bir kere oyuna başladılar mı hiçbir şeyden etkilenmezler. Tabii gürültü hariç. Tüm dünyada satranç turnuvaları büyük bir sessizlik içinde yapılır. Seyirci turnuva salonuna alınmaz ve oyunları, binanın dışına asılmış büyük manyetik panolardan izler. Satrançta yenilginin tek sorumlusu oyuncunun kendisidir; kazandığında tek kahraman kendisi olduğu gibi. Satranç tek kişilerin yönettiği ordular arasında bir savaştır. Oyunun başında her iki tarafta eşit şansa sahiptir ve elinin altındaki kuvvetin başkomutanı durumundadır. Karşı tarafın yapması olası pek çok hamle vardır, fakat gerçek savaşta olduğu gibi her olasılığı değil, en olası olasılığı düşünerek hareket etmek gerekir. Çünkü zaten bütün olasılıkların sayısı düşünemeyeceğiniz kadar büyüktür.
SATRANÇTA VİZYON
Satrançta en önemli beyin aktivitesi “vizyon denen şeydir. Vizyon’un kelime anlamı “görme” demekse de, burada anlatılmak istenilen yalnız göz ile değil, hem göz hem de beyin ile görebilmektir. Vizyonu şöyle tanımlayabiliriz: Vizyon bir satranççının kendini zorlamadan, tahta üzerinde mevcut gizli olanakları sezebilme gücüdür. Satranççı dışardan pasif ve sakin görülür. Fakat o karanlıkta ışık yaratmaya çalışmaktadır; onun sakinliği girdapların ortasındak sakinlik gibidir. Vizyon, satranç tahtasının dilini “anlamak” yeteneğidir. Satranç tahtası ve üzerindeki taşlar bir kitap gibidir; her hamle ile bir sayfa çevrilmiş gibi olur. Türkçe bilmeyen nasıl bir Türkçe kitabı okuyamazsa, vizyonu olmayan da satranç tahtasını okuyup anlayamaz. Satranca yeni başlayanlar, ilkokul çocuğunun kitap okuması gibi oynarlar. İlkokul öğrencisi kolay sözcükleri okur ve anlar, güç sözcükleri ise ne kullanır, ne de anlar; hele soyut ve karmaşık sözcükleri hiç anlamaz. Benzer olarak satranca yeni başlayanlar, ancak basit hamleleri anlar; açmaz, çatal, kolay, matlar gibi. Taş aldırtmayan veya şah dedirtmeyen sessiz bir hamlenin ne kadar önemli olabileceğini kavrayamaz.Ancak bir iki hamle ötede olanı görebilir, karmaşık ve uzak olanı anlayamazlar. Bir diğer deyişle, satranca yeni başlayanlar, zaman içinde miyop gibidirler; uzak zamanları görmeler. Ancak yakın geleceğin farkındadırlar, açık bir tehdidi anlar, fakat gizli tehditleri göremezler. Nasıl ki, yıllar geçtikçe ilkokul öğrencisi daha karmaşık kitapları anlar hale geliyorsa, satranççı da zamanla karşısındakinin stratejisini, taktiğini, masum görünen hamlelerin gerisindeki tehditleri anlamaya başlar.
İyi eğitim görmüş bir insan, örneğin bilim felsefesi üzerindeki bir kitabı kolayca okuyup anlatabilir, hatta bununlada kalmaz, okuduğunu eleştirir, hayalini çalıştırarak okuduklarından yeni düşünceler geliştirir. Yaratıcı okuyuşun pasif okuyuştan farkı budur. Yaratıcı okuyuşta yalnız yazarın söylemek istediklerni anlamakla kalmaz, kendiniz de o kitaba dayanarak yeni düşünceler ve kavramlar geliştirirsiniz. Satrançtaki yaratıcılıkta buna benzer; usta satrançcı tahtayı okur, pozisyonu bir bütün olarak değerlendirir ve sonra sıradan bir oyuncunun asla düşünemeyeceği bir hamle yapar.Usta satrançcı satranç tahtasında başkalarının görmediğini görür, yani “vizyon” u kuvvetlidir.
Vizyon doğuştan kazanılmış bir yetenektir. Hiç kimseye vizyon öğretilmez; bir insana icat yapmak, şiir yazmak, beste yapmak öğretilemeyeceği gibi. O halde satrançta öğretimin rolü nedir? Bunu bir örnekle belirtelim: Bir satranç okulunda devam eden N sayıda kişi olsun. Bunlardan ancak birkaçı büyük satranç ustası olabilecektir; oysa hepsi aynı dersleri görmüştür. O halde diyebiliriz ki, satranç eğitimi ancak doğuştan vizyon yeteneği olanlarda iyi sonuç verir. Vizyon, eğitim ve teori sayesinde ustalığa dönüşür. Vizyonu olmayanlar satranç eğitimi ile vizyon kazanamazlar,ancak satrancı daha iyi anlar hale gelirler; nasıl ki müzik eğitimi ile besteci yaratılmaz ise de müziği daha iyi anlayan kişiler yetiştirilebilir. Satranç eğitim bir insana vizyon veremezse de, vizyonun ortaya çıkmasını sağlar. Satranç kurallarını öğrenmek ve teoriyi geliştirmek elbet gereklidir; fakat kurallar vizyon yaratmaz. Nitekim bir insana yağlı boyalar ve tuval vermek, o insan iyi resim yapabilmesini sağlayamaz; ancak resim yeteneği olanlar bu tuval ve boyalardan ünlü tablolar yaratmıştır. Satranç kurallarını öğrenenler arasında da ancak vizyon yeteneği bulunanlar, usta satrançcı olacaktır. Satranç tahtası, satranç taşları ve kurallar vizyonun hangi sınırları içinde kullanılacağını belirler, bu sınırlar içinde vizyon özgürdür. Vizyonun esası şu cümlede gizlidir: SATRANÇ TAHTASINI BAZILARI DİĞERLERİNDEN DAHA FARKLI GÖRÜRLER. Usta olmayan satrançcı, sırları dökülmüş bir aynaya bakar gibidir: Oyunun bütününü değil kırık parçaları görür; zihnini zorlayarak bu parçaları bütünleştirmeye çalışır ve bu sırada çok yorulur. Vizyonu olan bir usta ise, bir bakışta bir seri hamle veya manevrayı bir anda bir bütün olarak görür; mükemmel bir aynada oyunun tümünü görür gibidir. Vizyon, fotografik bellekle yakından ilgilidir; bütün büyük satranç ustaları, gözlerini kapadıkları zaman bile satranç tahtası ve taşlarını gözlerinin önünde görmeye devam ederler. Bu sayede gözleri bağlı satranç oynayabilirler. Bu durum, insana şair Schiller’i hatırlatmaktadır: Bir çoban, Schiller’e aralarında fark olmadığını söyler. Schiller, ay ışıklı bir gecede gözlerini kapamasını söyler ve sonra Ay’ı görüp görmediğini sorar. Çoban “tabii ki hayır” der ve o zaman Schiller şu yanıtı verir: “Bak, ben de gözlerimi kapadım. Ama ben şimdi Ay’ı eskisinden daha iyi görüyorum. İşte aramızdaki fark…” Bütün büyük satrançcılar, oynadıkları bu oyunu aylar sonra bile baştan sona ezbere tekrar edebilirler.
SATRANÇTA ASIL RAKİP
Fakat en usta satranç oyuncuları bile oyuna konsantre olmak için devamlı bir çaba harcarlar, bu çaba çoğu kez bilinçaltıdır. Satrançta vizyon bir amaç değil, araçtır. Oyunun amacı belli bir süre içinde bir savaş vererek hasmını yenmektir; yani vizyonlar elde edilen bilgiler yengiye dönüştürülmelidir. Acaba satrançcının savaşı yalnız hasmına mı karşıdır? Hayır, satrançta her beyin kendi olanaklarının sınırlı oluşuna karşı da bir savaş vermektedir; kendi olanaklarının sınırını aşmak istemektedir. Satrançcı gerçekte daima kendisine karşı oynamaktadır. Gerçek bir bilim adamı da en başka kendisi ile savaşır. Pasteur “Gerçekten birşey keşfetmek istiyorsanız, kendi kendinizin acımasız bir eleştiricisi olunuz” derken bunu kastediyordu. Satranç tahtasında olasılıkların sayısı çok fazladır; satrançcı bu olasılıkların tümünü kavrayamadığı zaman hata söz konusudur. Olasılıkların tümünü en büyük ustalar bile zaman zaman kavrayamaz ve hata yapar. Ancak bir büyük ustanın hatalı bulduğu bir hamlenin neden hatalı olduğunu usta olmayan anlayamaz; yani büyük ustaların hataları pratik olmaktan çok teorik açıdan hatadır. Büyük ustalar, teorik açıdan bazı ihmaller yapabilirler, bunları aslında hata saymamak gerekir. Fakat ne kadar usta olursa olsun, her satrançcı zaman zaman yanıldığının bilincindedir ve bu bakımdan daha çok görmeye, vizyonunu geliştirmeye uğraşır. En büyük satrançcılar bile bazen inanılmaz hatalar yaparlar; buna “satrançcı körlüğü” denmektedir.
Demek ki, oyunun başından itibaren satrançcı daima bir şeye bakar, birşey arar ve birşey görür. Hamlelerle eşzaman olarak hatırlar, mantığını çalıştırır ve nadiren hesaplar. Bu sırada dağima ileri derecede konsantrasyon halindedir ve sezişlere (inüisyon) açıktır. Satrançcı sürekli olarak olanakları ve bunların sonuçlarını analiz eder, olayları ve karşı olayları yargılar. Satrançta esrarengiz hiçbir şey yoktur. Normal bir insan aklı satrancın bütün hamlelerini anlayabilir, ancak her insan o hamleleri bulamaz, tıpkı şiiri anlayıp da yazamamak gibi. Satranç ustaları daha güçlü konsantrasyon yaparlar, beyinleri daha yoğun ve daha berrak çalışır.
SATRANÇ VE MATEMATİK
Satranç ve matematik farklı metotlar kullanır. Satrançta hesaplamanın yeri varsa da azdır, bazı oyun sonlarında basit hesaplamalar gerekebilir. Matematik, damada daha çok kullanılır. Matematik, genellikle belli formüllerin mekanik kullanılmasıdır. Elde ana bir formül vardır; tümdengelim (dedüksiyon) metodu kullanarak problemler bu formüle göre çözülür. Rölativite teorisi gibi hayale yer veren matematik dalları istisnadır. Satranç ise geniş ölçüde hayal gücüne dayanır; hayal ise kendi yolunu kendi çizer. Matematik mantığını raylar üstünde giden bir trene benzetirsek, satranç hayal kanatlarını çırpan bir kartaldır ve işte vizyon, herkesin göremediğini gören bir kartal gözüdür. Hayal gücü genişletilebilir; başka oyuncuların usta manevralarını analiz eden satrançcıda vizyon genişler, analog fikirler belirir, olanakları sezme hızı atar. Matematikteki teoremler, formüller vb. trafik işaretleri gibidir. Satrancın sonsuz göklerinde uçan kartal içinse hiçbir yol işareti yoktur; çünkü hayal göklerinde bir yol çizmek olanaksızdır. Satranç kurallarını ve oyunlarını beyne “depolamak”, insanı büyük satrançcı yapmaz, dünyanın bütün şiirlerini ezberleyen birinin şair olamayışı gibi. Satrançcının diğer oyuncuların oyunlarını analiz edişinin nedeni, onlardan “etkilenmek”tir; o oyunların aynen uygulanmasına zaten olanak yoktur. İnsan şiir okumakla şair, müzik dinlemekle besteci olamaz; ama bir şair diğer şairleri de okumalı, bir besteci diğer bestecileri de dinlemelidir. Başka “yaratış” olaylarını inceleyen insanın yaratış gücü artar.
Eski bir Yunan filozofu “bilgi insanı akıllı kılmaz” demişti. Burada anlatılmak istenen şuydu: Bilgi bellekte pasif olarak depolanır; bellek akıl demek değildir; o halde bilgi aklı geliştirmez. Böyle pasif depo edilmiş bilgi bir işe yaramaz; çünkü depolanmış bilgiyi hayata geçirecek olan şey akıldır. Örneğin bütün tıp kitaplarını ezberlemiş bir doktor, aklı çalışmıyorsa doğru teşhis yapamaz. Benzer olarak satranç kurallarını ve oyunlarını ezberlemek insanı mutlaka iyi satrançcı yapmaz; buna vizyon yeteneği de eklenirse usta satrançcı doğar. Bilimde,sanatta ve satrançta eğitim ve öğretim, ancak yetenekli olanların yeterliliğini ortaya koymaya ve geliştirmeye yarar; bilgi yeteneğin, sezişin ve ilhamın yerini alamaz ve onları yaratamaz.
Satrançta yeteneği benin herhangi bir melekesine bağlanamamaktadır. Örneğin hayalin satrançta yeri varsa da satranç yeteneği yalnız hayal gücüne bağlanamaz; büyük yazarlarda veya büyük mucitlerde de hayal gücü geniştirir; fakat, bunlar her zaman en iyi satrançcılar olamamıştır. Tabiî bunda satranca yeterince zaman ayıramayışları da rol oynar. Mantığın satrançta yeri varsa da satranç yalnız mantık da değildir; çünkü yöntemleri yalnız mantığın geçerli olduğu matematikten farklıdır Satranç tahtasında başkalarının göremediğini görmek yeteneğinin, yani vizyonun, beynin hangi melekelerine bağlı olduğu kesin değildir. Belki de bunda mantık (yargı), hayalgücü ve fotoğrafa benzeyen bir bellek (ki satranç tahtası ve figürlerinin birçok hamle sonra bile göz önünde canlandırılabilmesini sağlamaktadır) ve diğer bilinmeyen melekeler birlikte ol oynamaktadır. Portiş ve Koltanowski gibi 30-40 kişi ile gözü bağlı simültane (eşzaman) maç yapanların varlığı, fotoğrafik belleğin önemini göstermektedir. Bir satranç ustası oynadığı bir oyunu hiçbir yere yazmadan aynen oynayabilir; herhangi bir hamledeki pozisyonu hemen aklından dizebilir.
SATRANÇ YETENEĞİ
Satranç yeteneğinin kalıtsal olduğuna dair hiçbir bulgu yoktur. Satranç yeteneği diğer yetenekleri engellemez. Büyük satrançcılar çeşitli diğer alanlarda da yetenek göstermişlerdir: Philidor müzisyendi; Staunton Şekspir araştırmaları yapmıştır. Tarrasch iyi bir doktor, Vidmar ve Botvinnik başarılı mühendislerdi. Lasker ve Euewe matematikçi, Karpov ekonomistti. Fakat her büyük satrançcının önde gelen uğraşı satranç olmuştur.
Satranca erken yaşta başlamak tavsiye edilmektedir; çünkü böylece o insan oyununu ilerletmek için daha uzun bir süreden yararlanacaktır. Kübalı şampiyon Capablanca ve satranç büyük ustalarından Rechevski, 5 yaşındayken büyük usta düzeyine erişmişlerdi. Ancak büyük satrançcıların bir bölümü, İngiliz Burn ve Yates gibi, satranca ileri yaşlarda başlamıştır . Bugün için neden bazı insanların daha iyi satranç oynadıkları bir sırdır. Bir tıp adamı hastadan elde ettiği bulguları teorik ve pratik bilgilerin ışığında analiz eder; “ayırıcı teşhis” adı altında çeşitli olasılıkları düşünür ve bunlardan birini en olası görerek seçer; buna teşhis denir. Satranç adamı ise benzer olarak satranç tahtasından elde ettiği bulguları, teorik ve pratik bilgilerinin ışığında analiz eder, çeşitli olasılıkları kıyaslar ve kendi için en iyi olasılığı seçer; bunun adı hamledir. Tıpta “hastalık yok, hastalık var” belgesi, bir hastalığın her hastada kendine özgü olduğunu vurgular. İyi bir doktor hastalığın esaslarını bilmekle birlikte, daima istisnaî (tıp dilinde atipik) olgulara rastlayabileceğini bilendir, örneğin hepatit hastalığı karaciğerin viral iltihabı olup genellikle sarılık yapar; fakat bazı hastalarda bilgi ve kuralları gözden geçirirken istisnalara açıktır. Satranç ustası da satrancın genel kurallarını iyi bilir; fakat bunları körü körüne uygulamaz, hamleyi satranç tahtası belirler, kurallar değil; pozisyon öyle gerektiriyorsa önemli bir satranç kuralı çiğnenebilir. Örneğin vezir oyun başında hemen ortaya çıkmamalıdır; fakat hasmın bir hatasından yararlanmak için bu kural çiğnenebilir. Bu bakımdan da satranç matematikten çok farklıdır; matematik kuralları istisnasız geçerlidir. Matematikle satrancın farklı olduğunun en iyi kanıtı da şudur: Bilgisayarlar, gerekli programlamadan sonra satranç oynayabilir; her pozisyonu analiz ederek o pozisyona en uygun hamleyi yapar. Fakat bilgisayar “plan” yapamaz; yeni strateji ve taktikten yoksundur; oysa satranç ustası bir plana göre oynar. Bilgisayar, tek tek en iyi hamleleri yapar; o hamleleri bir plan dahilinde birbirine bağlayamaz. Bir diğer deyişle bilgisayar, “kombinezon” yapamaz (satranç dilinde kombinezon birbirini izleyen seri dahiyane hamledir).
Satrançta bu kadar önemli olan konsantrasyon yeteneği, irade gücünü kullanarak, dimağı veriler üzerinde yoğunlaştırmak demektir. Usta satrançcı bütün olasılıkları inceleyen adam değildir; uzak olasılıkları derhal ekarte ederek yakın olasılıkları üzerinde durandır. Satrançcının dimağ projektörü, tahta üzerinde yalnız önemli figür ve olasılıkları aydınlatır; “önemsiz” olan her şey karanlıkta kalır.
Satranç maçlarının hepsinde kombinezonların yer aldığı sanılmamalıdır; aksine maçların çoğu “sessiz” dir. Bu gibi maçlarda “mantıksal” veya “sağduyu” hamleleri yer alır: Bir taşa hücum var mı ve öyleyse taş nasıl korunur, gerideki taşları ileri almak (developmant), belli yönlere kuvvet yığmak, zayıf noktaları kuvvetlendirmek, piyon durumunu düzeltmek, karşı tarafın piyon ilerleyişini durdurmak veya kuvvetli bir taşı yandan korumak. Kombinezonlar satranca serüven ve heyecan geitirir; fakat tabiî ki herkes kombinezon yapamaz. Lasker, Nimzoviç ve hatta Capablanca, “mantıksal” oyundan yana idiler; vizyondan çok sağduyu ve tekniğin üstünlüğü üstünde duruyorlardı. Ne var ki, satranç ustalarının sağduyu, mantık, teknik dedikleri şeylerin hepsi kendi vizyonlarından kaynaklanmaktadır ve sağduyuyu savunan satrançcılar da birçok kere kombinezon serüvenine atılmışlardır. Satrançta hesaplı bir “risk” çoğu kez göze alınır. Ancak oyun sonlarında kombinezona ve riske yer yoktur;oyun onları kesin ve hesaplı hamleler gerektirir.
STRATEJİ VE TAKTİK
Satrançta yıldırımlar, çok nadiren berrak bir gökten düşer. Yıldırımdan önce kocaman fırtına bulutları hissedilir. Daha açık söylersek, bir oyuncu satrançta felakete uğramadan önce zorlanmaya başladığını hisseder (Aslında hayatta da böyledir). Strateji, bir oyuncunun savaş alanını kendi seçmesi ve hazırlaması çabalarıdır. Savaşın hamleleri ise taktiği oluşturur. Gerek teori, gerekse pratikte strateji, taktik analizden ayırt edilemez. Taktik geçici pozisyonları, strateji nispeten kalıcı pozisyonları temsil eder. Taktik kısa, strateji uzun vadeli planlara bağlıdır. Taktik, yapılması zorunlu hamlelere karşılıktır; hiçbir zorunlu hamle yokken yapılan ise strateji ile ilgilidir. Piyon yapısı kalıcı olduğundan stratejinin bir parçasını oluşturur. Örneğin taktik nedenlerle (tehlikedeki bir taşı korumak gibi) bir piyon ileri sürebilir; fakat bu hamle bir geri piyon bırakıyorsa, bu stratejik bir zayıflık yaratacaktır; o zaman taktik yararla stratejik zarar tartılmalı ve ikisi arasında bir tercih yapılmalıdır.
Genellikle pozisyonu kuvvetlendirmek için yapılan hamleler stratejiktir: Önemli karelerin (örneğin merkezdekii 4 karenin) işgali veya uzaktan kontrolü, piyon yapısının kontrolü (geri piyon, izole piyon ve duble piyondan kaçınmak ve vezir kanadına piyon azınlığına düşmemek), küçük rok yapmış şahın önündeki 3 piyonun aynı sırada tutulması, fillerin uzun diagonalleri, kalelerin açık (piyonsuz) vertikalleri (sütunları) tutuşu, atın veya diğer bir figürün saldırıdan uzak bir kareye yerleştirilmesi, temponun ele geçirilmesi gibi kararlar stratejiktir. Savunan taraf hatları kapayacak, saldıran taraf ise hatları açacak bir strateji izler. Savaşta olduğu gibi, hareket(manevra) olanakları daha fazla olan taraf üstündür.
HATA ÇEŞİTLERİ: Alekhin’in şöyle bir sözü vardır: “Hiçbir satrançcı, hasmı ona fırsat vermedikçe oyunu kazanamaz.” Hatalar çeşitlidir: Bazı şeyler gözden kaçar,örneğin bir saldırı görülmeyebilir. Tutkulu oyuncular kendi kendilerini mağlup ettirebilir: Çok fazla şey yapmak isterken açık verebilir. Normal olarak satranç ustaları oyun sırasında yaptıkları bir veya iki taktik hata sonucu oyunu kaybederler; hasımları daha az hata yapmıştır. Oyunda ergeç kritik bir an gelip çatar. İyi oyuncular kritik anın yaklaştığını sezebilir. Kritik anda olasılıklar artar, bunlara opak (saydam olmayan) pozisyon da denir; çünkü görmek zorlaşmıştır. Kritik anda durumu tehlikede olan oyuncu, üç çeşit hata yapabilir: Hayal gücü zayıflığı, mental pasifik ve durumu açıkca analiz edemeyiş (aklın karışması veya konfüzyon). Zayıf oyuncularda daha çok konfüzyon görülür. Oyun sırasındaki yorgunluk ve endüşeler de oyunculara hata yaptırır.
SATRANCIN TARİHÇESİ
Satranç, 1400 yıl kadar önce Hindistan’da başladı. Sanskritçe’de bu oyun Şaturanga diye geçiyordu; bu sözcük “dört silah” anlamına geliyordu. O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu: Filler, savaş arabaları, suvari ve piyade (bugün fil, kale, at ve piyon diyoruz). İlginç olarak başlangıçta , şah ve vezir savaş güçlerinden sayılmıyordu. Şaturanga, Hindistan’dan İran’a geçti ve Arap orduları 1000 yıl kadar önce onu Avrupa’ya getirdi. Şaturanga önce şaturang ve sonra şah (Farsça kral) adını aldı. Araplar ise Şatranj ve al-şah-mat dediler. Türkçe satranç sözcüğü Arapça Şatranj’dan alındı. Mat, Farsça “ölü” anlamına gelmektedir.
Bu gün oynanan satranç, 16.yüzyılda başladı. Orta çağ sırasında Avrupalılar, İranlıların vezir dedikleri taşa kraliçe adını verdiler; bu taş hem cinsiyet değiştirmiş oldu, hem de oyundaki gücü çok artırıldı, belki de yüzyıllardır kadınlara verilmeyen medenî hakları böylece telafi etmek istemişlerdir. Al-şah-mat (şah’ın ölümü) sözcüğü garip bir paradokstur; çünkü şah asla ölmez, yani bir taş olarak alınıp oyun tahtası dışına çıkarılamaz. Şah oyun sırasında başı dimdik şöyle der: “Tamam, oyunu kazandın; fakat beni esir alamazsın, anlaşıldı mı?” Şah, ülkesi olan satranç tahtasını terketmeden, vatanı olan karelerde kıpırdayamaz hale gelince mat olmuş sayılır. Şah ölmemiş, esir düşmüştür. Ancak esaretin ölümden beter olduğu düşünülürse Mat(ölüm) terimi yerindedir.
SATRANÇ VE İHTİMALLER
Biriçte 4 oyuncunun her birine 13′er kupa, maça, sinek ve karo gelmesi olasılığı 9 x 1027 ‘ de 1′dir; fakat satrançtaki olasılıklar yanında bu sayı hiç kalır. Maurice Kraltchik, Matematik Eğlenceleri adlı kitabında bunu hesapladı. İlk 5 hamlede her iki tarafın 20 değişik hamle ve 6.-40. hamle arası 30 değişik hamle yapılabileceği kabul edilirse, 40 hamlelik bir satranç oyununun 25 x 10115 farklı biçimde oynanabileceği hesaplanmıştır. 27 hamlelik bir oyun ise 115 x 1075 farklı şekilde oynanabilir. Tabiî bu sayının içerisine bütün olası hamleler girer; yani iyi oyuncuların asla yapamayacağı akılsızca hamlelerde sayılmıştır; ancak unutulmamalıdır ki satrançta kötü oyuncuların sayısı iyi oyunculardan çok fazladır. Satrancın ilk 4 hamlesi (2 beyaz ve 2 siyah hamle) 197229 farklı şekilde oynanabilir; bu 72.000 farklı pozisyon demektir; bunların 16.556’sı piyon hamlelerinden doğar. İlk 4 hamlede siyah ve beyaz için toplam 228 milyar olanak vardır. Bir siyah şaha karşı maksimum 3 beyaz taşın satranç kurallarına uygun diziliş sayılarını görelim
e1′de duran bir şah e8′e 7 hamlede ulaşmak isterse 393, 8 hamlede ulaşmak isterse 5704 olasılık vardır.
SATRANÇTA ZAMAN SINIRLAMASI
Satranç oyununun belli bir sürede bitirilmesi zorunluluğu 100 yıl kadar önce başlatıldı; bundan önce yapılan turnuvalarda oyuncu istediği kadar düşünebilirdi. Bugün böyle bir kısıtlama getirilmese idi, satranç oyunları kaplumbağa hızı ile yürürdü; çünkü her hamleden önce usta oyuncular uzun uzun analizler yapmak isteyecek, o zaman ajurne (yarıda kalmış) maçlar ancak yıllar sonra bitebilecekti. Zaman, önce kum saati, daha sonra kronometre ve en son satranç saati ile ölçülmeye başlandı. Genellikle 2,5 saatte 40 hamle yapmayan oyuncu, oyunu kaybetmiş sayılır. Hızlı turnuvalarda hakem her 10 saniyede bir gonga vurur, gong çalınca sıra kimde ise o oynamak zorundadır. Blitz (yıldırım) debeb oyun şeklinde ise oyunculara düşünmek için hiç zaman bırakılmaz, oyun en geç 1 dakikada biter; bu tip oyunu en usta satrançcılar oynamaktadır.
Selçuk Alsan
Bilim ve Teknik 1992
Bu yazı 1992'de Selçuk Alsan tarafından yazılmış, Bilim ve Teknik Dergisinde yayımlanmıştır.
Yazı, Sibel Atasoy'un Blogundan alınmıştır.
15 Şubat 2011
2011 Aeroflot Açık Satranç Turnuvası, 7-18 Şubat 2011, Moskova, RUS
Katılan oyuncuların Listesi
Fotoğraflar
Sergey Sorokhtin
Fotoğraflar
Evgeny Potemkin
Fotoğraflar
Anna Burtasova, Rusya Satranç Federasyonu
Fotoğraflar
Evgeny Surov, Chess_News
Son Sıralama
ChessBase'in Haberi
05 Şubat 2011
2010-2011 Türkiye Satranç Şampiyonası
2010-2011 Türkiye Satranç Şampiyonası 4-14 Şubat 2011 Tarihinde, Kemer Antalya'da yapıldı.
İlk Üç dereceyi şu oyuncular aldı
1. Emre Can
2. Mustafa Yılmaz
3. Engin Topak
Resmi Site
Sıralama
Turnuvanın Çapraz Tablosu
Fotoğraflar
ChessBase'in Haberi
30 Ocak 2011
2011 Türkiye Küçükler Satranç Şampiyonası
2011 Türkiye Küçükler Satranç Şampiyonası 29 Ocak - 4 Şubat 2011 Tarihinde, Kemer Antalya'da yapılıyor.
Resmi Site
Fotoğraflar
Sıralamalar
9 9 Kız 10 10 Kız 11 11 Kız 12 12 Kız
Ulusal Takım Havuzu
ChessBase'in Haberi
Resmi Site
Fotoğraflar
Sıralamalar
9 9 Kız 10 10 Kız 11 11 Kız 12 12 Kız
Ulusal Takım Havuzu
ChessBase'in Haberi
26 Ocak 2011
2011 Cebeli Tarık Satranç Festivali
Resmi Site
Sonuç Çapraz Tablo
Chess Results
Son Sıralama
Fotoğraflar
Açılış Töreni 1 ve 2. Tur 3 ve 4.Tur Yıldırım Kosintseva Kardeşlerin Simultanesi
MonRoi Picasa
Fotoğraflar Resmi Site, Monroi ve John Saunders
Video
25 Ocak 2011
Ocak 2011 Bursa Yaş Grupları Turnuvası, 22-23 Ocak 2011, Bursa
Bursa Büyükşehir Belediyespor Kulübü Ocak 2011 Yaş Grupları Turnuvası, 22-23 Ocak'ta Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde oynandı.
Resmi Site
Belediyenin Haberi
23 Ocak 2011
Satrançta Kazandıran Stratejiler

İnsanoğlu tarih boyunca bir çok oyun oynamıştır. Ama satranç, hak ettiği üzere, dünya yüzünde gelmiş geçmiş bütün oyunlar arasında, “Şahların oyunu” ya da “ Oyunların Şahı” olarak tanınmıştır. Baş döndürücü bir övgü gerçekten! Satrancın kendine özgü güzelliği, insanlık tarihi boyunca bir çok düşünce adamını da cezbetmiştir. Neden peki? Nedir satrancı bu denli büyüleyici kılan? Oyunu eleştirenlerin tüm gördüğü, saatler boyunca arpacı kumrusu gibi düşünen koca koca adamların arada sırada damalı tahta üzerindeki ufak taşları şuradan kaldırıp bu tarafa koyduğudur. E, durum böyle olsa, insanlar neden satranç oynamak istesin ki? Bu oyunu bu kadar büyüleyici kılan bir şey var mutlaka. Aksi takdirde bin yıllar öteden günümüze kadar oynanagelmesi nasıl açıklanabilir?
Yazının Devamı
16 Ocak 2011
2011 Tata Çelik Turnuvası, 14-30 Ocak 2011, Wijk An Zee, HOL

73. Tata Çelik Satranç Turnuvası 14 - 30 Ocak 2011 tarihinde Hollanda'nın Wijk An Zee kentinde yapıldı.
1. Nakamura
2. Anand
3. Aronyan, Karlsen, Kramnik
Çapraz Tablo
Sonuçlar
Sıralama
Resmi Site
ChessBase'in haberleri
Fotoğraflar
© Chess Vista: Frits Agterdenbos
Fotoğraflar
© Fred Lucas
11 Ocak 2011
2009 ABD Satranç Şampiyonası
2009 ABD Satranç Şampiyonluğundan bir video
Resmi Site
ABD Satranç Şampiyonası; CCSCSL: Chess Club & Scholastic Center of Saint Louis
Resmi Site
ABD Satranç Şampiyonası; CCSCSL: Chess Club & Scholastic Center of Saint Louis
07 Ocak 2011
2010-2011 Bursa Satranç İl Birinciliği Turnuvası
2010-2011 Bursa İl Birinciliği Turnuvasını Necmettin Korkmaz (2250) 6 puanla yenilgisiz kazandı. Necmettin Korkmaz 2005 yılında da Bursa İl Birinciliğini kazanmıştı. Eş puanla ikinciliği İlkay Koç (2109) alırken, Işıklar Askeri Hava Lisesi öğrencisi Yakup Eryiğit (1757) 5 puanla üçüncülüğü elde etti.
1. Necmettin Korkmaz
2. İlkay Koç
3. Yakup Eryiğit
Final Turnuva
Son Sıralama
Seçme Turnuvası
Son Sıralama
Fotoğraflar
Final Turnuvası Seçme Turnuvası
PGN Oyunlar
Resmi Site
04 Ocak 2011
03 Ocak 2011
01 Ocak 2011
31 Aralık 2010
53. Reggio Emilia Yılbaşı Turnuvası, İtalya

53. Reggio Emilia Yılbaşı Turnuvası 28 Aralık 2010 - 6 Ocak 2011 Tarihleri arasında, Döner Turnuva şeklinde yapıldı.
Katılan Oyuncular: İvançuk, Navara, Haşimov, Karuana, Şort, Onişçuk, Movsesyan, Godena, Morozeviç, Valleho Pons.
Turnuva Sonuç Sıralaması:
1. Haşimov
2. Valleho
3. Movsesyan
4. Navara
5. İvançuk
Resmi Site
Fotoğraflar Facebook
Fotoğraflar Açılış
Fotoğraflar Toplu
ChessNews.ru Yulya Koçetkova
29 Aralık 2010
2010 Groningen Satranç Festivali, Groningen, Hollanda
Groningen Satranç Festivali, 21-30 Aralık 2010, Groningen, Hollanda
Resmi Site
ChessBase'in Haberi İspanyolca
ChessBase'in Haberi
26 Aralık 2010
2010-2011 Bursa Küçükler Satranç İl Birinciliği ve Aralık 2010 18,16,14 Yaş Grubu Birinciliği
2010 Bursa Küçükler Satranç İl Biriciliği ve Bursa Büyükşehir Belediyespor Aralık 2010 18 ve 14 Yaş altı Satranç turnuvası, 25-26 Aralık 2010 tarihinde, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi, Merinos salonlarında yapıldı.
14 Yaş altı
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur 6.Tur
Son Sıralama
18 Yaş Altı
1.Tur 2.Tur 3.Tur 4.Tur 5.Tur 6.Tur
Son Sıralama
Resmi Site
Fotoğraflar
Belediyenin Haberi
24 Aralık 2010
Avrupa Yıldırım ve Hızlı Satranç Şampiyonası, Varşova, Polonya
Avrupa Yıldırım ve Hızlı Satranç Şampiyonası 17-19 Aralık 2010 tarihinde Varşova, Polonya'da yapıldı
Yıldırım
1. Vaşiye Lagrav (Fransa)
2. İvançuk (Ukrayna)
3. Ponomaryov (Ukrayna)
Hızlı
1. Almasi (Macaristan)
2. Haşimov (Azerbaycan)
3. İvançuk (Ukrayna)
Resmi Site
Fotoğraflar Resmi Site
12 Aralık 2010
2010 Rusya Satranç Süper finali, Moskova, Rusya

2010 Rusya Satranç Süperfinali, 10- 22 Aralık 2010 Tarihinde Moskova, Rusya'da yapıldı.
Ian Nepomniachtchi Şampiyon oldu
2. Sergey Karjakin
3. Aleksandr Grischuk
Turnuva Tablosu
Katılan Oyuncular:
Alexander Grischuk (2771) , Sergey Karjakin (2760) , Dmitry Yakovenko (2726) , Peter Svidler (2722) , Ian Nepomniachtchi (2722) , Vladimir Malakhov (2720) , Nikita Vityugov (2709) , Evgeny Tomaşevski (2699) , Igor Kurnosov (2676) , Vadim Zvyagintsev (2676) , Denis Khismatullin (2659) ve Vladimir Potkin (2646) .
Resmi Site
Açılış Töreni
Rusya Satranç Federasyonu Resmi Site
Fotoğraflar1
Fotoğraflar2
Fotoğraflar3
Evgeny Potemkin, Facebook
Fotoğraflar Evgeny Surov ChessNews.ru
08 Aralık 2010
2010 Londra Satranç Klasiği, Londra, İngiltere

Londra Satranç Klasiği 8-15 Aralık 2010 tarihinde Londra İngiltere'de yapılıyor.
Katılan Oyuncular:
Anand Hindistan, Karlsen Norveç, Kramnik Rusya, Nakamura ABD, Adams, Şort, Mak Şeyn, Hovel: İngiltere.
Resmi Site
ChessBase'in Haberi
Videolar
ChesBase'in Güzel Fotoğraflı haberi
02 Aralık 2010
Dünya Kadınlar Şampiyonası
2010 Dünya Kadınlar Satranç Şampiyonası, 2-25 Aralık 2010 tarihinde, Hatay, Türkiye'de yapılacak.
Resmi Site

Videolar
Europe Echechs
Fotoğraflar
TSF
ChessBase'in Haberi
Resmi Site

Videolar
Europe Echechs
Fotoğraflar
TSF
ChessBase'in Haberi
28 Kasım 2010
Rusya Kadınlar Satranç Süperfinali, Moskova, Rusya
Kadınlar Rusya Satranç Süperfinali 16-27 Kasım 2010 tarihinde, Moskova, Rusya'da yapıldı.
Turnuva sonucunda ilk üç dereceyi şu oyuncular elde etti:
1. Alisa Galliamova
2. Natalya Pogonina
3. Tatyana Kosintseva
Diğer oyuncular sıralamada şu şekilde yer aldı
4. Nazi Paikidze
5. Aleksandra Kosteniuk
6. Valentina Gunina
7. Nadejda Kosintseva
8. Tatyana Şadrina
9. Vera Nebolsina
10. Anastasya Bodnaruk
11. Olga Girya
12. Svetlana Matveyeva
Turnuva Tablosu
Fotoğraflar
Fotoğraflar
Evgeny Potemkin
Oyuncuların Fotoğrafları
Anna Burtasova, Rusya Satranç Federasyonu
Resmi Site
Turnuva sonucunda ilk üç dereceyi şu oyuncular elde etti:
1. Alisa Galliamova
2. Natalya Pogonina
3. Tatyana Kosintseva
Diğer oyuncular sıralamada şu şekilde yer aldı
4. Nazi Paikidze
5. Aleksandra Kosteniuk
6. Valentina Gunina
7. Nadejda Kosintseva
8. Tatyana Şadrina
9. Vera Nebolsina
10. Anastasya Bodnaruk
11. Olga Girya
12. Svetlana Matveyeva
Turnuva Tablosu
Fotoğraflar
Fotoğraflar
Evgeny Potemkin
Oyuncuların Fotoğrafları
Anna Burtasova, Rusya Satranç Federasyonu
Resmi Site
18 Kasım 2010
Satrançta Kazandıran Taktikler

Taktik hamleler, genel bir strateji içindeki akıncı kuvvetleridir. Rakibinizi tuzağa düşürmek veya köşeye sıkıştırmak için karşınıza çıkan kısa vadeli fırsatlardan yararlanmanızı sağlarlar.
İlk hamleden itibaren tüm oyununuzu planlayın. Adım adım ve ileriye dönük olarak düşünün. Rakibinizin karşınıza çıkarabileceği her engeli öngörün Son darbeyi indirmenizi sağlayacak rüyalarınızın oyunsonunu hazırlayın Uluslararası Büyük Usta Yasser Seirawan, satranç tahtasındaki klasik pozisyonlardan hareketle bir tek hamlede bütün bir oyunun akışını nasıl değiştirebileceğinizi gösteriyor.
Çifte hücum, açmaz, şiş, yem, temizlik fedası, Şah taktikleri…Dünyanın büyük satranç taktisyenlerinin oyunlarından örnekler. Kitaptaki her başlık için deneme testleri ve çözümleri. Satranç tahtasının başına büyük bir özgüvenle oturmanızı sağlayacak her şey…
Yasser Seirawan'ın eğlenceli ve kolay izlenen yöntemiyle bütün oyunlarınızda kullanabileceğiniz taktik ilkelerini büyük ustaların hamlelerini izleyerek öğrenecek, yaratıcı bir şekilde uygulayabileceksiniz.
Unutmayın! Bu yöntemle, Beyaz da oynasanız, Siyah da oynasanız avantaj sizde!
13 Kasım 2010
07 Kasım 2010
5. Mihail Tal Anı Turnuvası 2010, Moskova, Rusya

5. Mihail Tal Anı Turnuvası 4-14 Kasım 2010 tarihlerinde, Moskova, Rusya'da yapıldı. 2757 ortalama Elolu turnuva 21. Kategori.
Katılan oyuncular: Kramnik, Karyakin, Grişçuk, Şirov, Mamedyarov, Wang Hao, Aronyan, Gelfand, Elyanov, Nakamura.
Çift Turlu döner Turnuva sonucunda aşağıdaki sıralama oluştu:
1. Aronyan
2. Karyakin
3. Mamedyarov
4. Grişçuk
5. Nakamura
6. Van Hao
7. Kramnik
8. Gelfand
9. Şirov
10. Elyanov
Resmi Site
Canlı Yayın Rusya Satranç Federasyonu
Kura Çekimi Videosu Evgeny Potemkin
Fotoğraflar
Mariya Bolşakova
01 Kasım 2010
25 Ekim 2010
2010 Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası, Halkidiki, Yunanistan
2010 Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası 19 - 31 Ekim 2010 tarihleri arasında, Halkidiki, Yunanistan'da yapıldı. 11 Tur süren karşılaşmalar sonucunda aşağıdaki sıralamalar elde edildi
Son Sıralama Açık
18 Ya 16 Ya 14 Ya 12 Ya 10 Ya
Son Sıralama Kızlar
18 Ya 16 Ya 14 Ya 12 Ya 10 Ya
Sonuçlar Chess Results
Oyuncularımızın Sonuçları
FOTOĞRAFLAR
Videolar
Resmi Site
ChessBase'in haberi
Fotoğraflar Karpidis
24 Ekim 2010
2010 26. Avrupa Kulüpler Kupası, 16-24 Ekim 2010, Filibe, Bulgaristan

2010 Avrupa Kulüpler Kupası, 16-24 Ekim 2010, Filibe, Bulgaristan'da yapıldı. 7 Tur süren karşılaşmalar sonucunda ilk üç dereceyi aşağıdaki takımlar aldı
Açık:
1. Economist RUS
2. Yugra RUS
3. A Dan Dzo UKR
Açık Son sıralama
Kadınlar:
1. Cercle D'echecs MNC
2. St. Peterburg RUS
3. Mika Yerevan ARM
Kadınlar Son sıralama
Turnuva Sonuçları Chess Results
Resmi Site
Videolar
Fotoğraflar
01 Ekim 2010
39. Satranç Olimpiyatı, 19 Eylül-4 Ekim 2010, Hanti Mansisk, Rusya
Resmi Site
Sıralamalar
Açık Kadınlar
Fotoğraflar
29 Eylül 2010
11 Eylül 2010
Bent Larsen (1935 - 2010)
Danimarkalı Satranç efsanesi Bent Larsen Öldü 1935-2010ChessBase'in Haberi
ChessBase'in "Larsen 75'ine bastı" adlı geniş haberi
03 Eylül 2010
Kalamaria Açık'ta Suat Atalık İkinci Oldu

Kalamaria Açık'ta Suat Atalık İkinci Oldu
1. Zaven Andresyan ERM
2. Suat Atalık TUR
3. Yuri Drozdovski UKR
Ekaterina Atalık Kadınlar kategorisinde 3. oldu.
FIDE'nin Haberi
Son Sıralama
Resmi Site
Son Sıralama
Fotoğraflar
Europe Echecs'in Haberi
Satrançta Kazandıran Oyun Felsefesi

GİRİŞ BÖLÜMÜ
Hayatı boyunca satrançla ilgili kitaplara ve diğer ürünlere düşkün biri olarak, kitap seçimlerimde şansım genellikle yaver gitmiş ve bu kitaplar beni bulutların üzerine çıkarmıştır.
Oyun konusunda bir kavrayışa sahip olan herkes, çağlar boyunca umumiyetle teslim etmiştir ki, satranç oyunların en büyüleyicisi olduğu kadar en soylusudur da aynı zamanda. Bu oyun üzerine krallar ve savaşçılar çalışmışlardır; krallar kuralları tespit ederken, savaşçılar alanların işgalini planlamışlardır; matematikçiler problemlerin çözümlerini ortaya çıkarmak üzere pozisyonları uzun uzun hesaba vurmuşlar, eğitimci yazarlar aklın bu mutluluk verici taliminde tavsiyelerde bulunma kararında olmuşlardır. Bunun yanı sıra birçokları, “bu oyun için ancak bir Newton, bir Öklid gibi bir matematik dehası olmak lazımdır” gibi bir yanlış inanç sebebiyle, bu oyun hakkında bilgi sahibi olmaktan mahrum kalmıştır. Bu yanlış kanaati ortadan kaldırmak üzere, elinizdeki çalışmanın yazarı, satrancın tabiatına uzanan yolda, bu keyifli oyunu öğrenecek kişilere, bir anlayış ve bir kavrayış sunmaktadır.
Yazının Devamı
02 Eylül 2010
Dünya Kadınlar Yıldırım Şampiyonası, Eylül 2010, Moskova, Rusya

ChessBase'in Haberi
Resmi Site
Fotoğraflar
28 Ağustos 2010
08 Ağustos 2010
2010 Dünya Gençler Şampiyonası
2010 Dünya Gençler ve Genç Kızlar Satranç Şampiyonası 2-17 Ağustos 2010 tarihleri arasında Chotowa - Polonya'da yapıldı. Türkiyeyi, Gençlerde: Emre Can, Mustafa Yılmaz, Burak Fırat, Oğulcan Kanmazalp, Genç Kızlarda: Kübra Öztürk ve Emel Kaya temsil etti. Son Sıralama
Erkekler
Kızlar
Fotoğraflar1
Fotoğraflar2
Fotoğraflar3
Fotoğraflar4
Fotoğraflar5
Fotoğraflar6
Resmi Site
18. Troya Uluslararası Açık Satranç Turnuvası, 5-15 Ağustos 2010, Çanakkale

18. Çanakkale Troya Satranç Festivali başladı. Turnuva Açık ve 16 YA kategorilerinde 5 Ağustos - 15 Ağustos 2010 tarihleri arasında Çanakkale Anafartalar Spor Salonunda yapılıyor.
Resmi Site
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













